
Bugün düşen; sanırım bu bölümü tümüyle kullanıcam.
Kaç yıl önceydi, seninle ben, hayatta sık sık karşılaşacağımız şu sihirli oyunu şaşkınlıkla ilk keşfettiğimizde? Bir bayram arefesinde, annelerimiz bizi bir elbisecinin çocuk bölümüne götürdüğünde, en sıkıcı din dersinden de daha sıkıcı dükkanın yarı karanlık bir köşesinde karşı karşıya duran iki boy aynasının arasında rastlantıyla girdiğimizde, görüntülerimizin küçülerek, küçülerek birbirlerinin içine girerek nasıl çoğaldıklarını görmüştük.
Bundan iki yıl sonra, Hayvan Dostları Kulübü'ne resimlerini yollayan tanıdıklarla alay ederek ve "Büyük Mucitler" köşesini de sessizlikle okuduğumuz Çocuk Haftası'nın son sayısının kapağında, elimizde tuttuğumuz dergiyi okuyan bir kızın resmedildiğini farkedince, o kızın elinde tuttuğu dergiye dikkatle bakmış ve resimlerin içiçe geçerek çoğaldığını anlamıştık: Bizim tuttuğumuz derginin kapağındaki kızın tuttuğu derginin kapağındaki kızın tuttuğu derginin kapağındaki kızın tuttuğu derginin kapağındaki kız da giderek küçülen aynı kırmızı saçlı kızla aynı Çocuk Haftası'ymış.
Tıpkı, daha da boy attığımız ve birbirimizden uzaklaştığımız yıllarda, piyasaya çıkan ve bizim katta yenmediği için yalnızca pazar sabahları sizin kahvaltı masanızda gördüğüm zaytin ezmesi kavanozunda olduğu gibi. Radyoda; "Oo, bakıyorum havyar yiyorsun!" " Hayır, Ender Zeytin Ezmesi!" diye reklamı yapılan kavanozun üzerindeki kağıtta, anneli babalı, erkek ve kız çocuklu kusursuz ve mutlu bir ailenin kahvaltı sofrası resmedilmişti. Benim sana göstermemle, resmedilen o kavaltı masasının üzerinde de aynı kavanozun durduğunu ve ikinci bir kavanoz olduğunu ve zeytin ezmesi kavanozlarının ve mutlu ailelerin göz onları farkedemeyene kadar küçüldüklerini gördüğünde, şu anlatacağım masalın başını biliyorduk ikimiz, ama sonunu değil...














