
Mehmet Barış'ı Seviyor'da bizi en çok zorlayan şey gizli kamera kullanımıydı. Ancak 4 senenin sonunda doğru düzgün temsil yapabilir hale geldik: )
Sanırım hepimiz için canlı kamera kullanımının en sevdiğimiz yeri, gösterinin sonunda sahneden sokağa koşup, saniyeler içerisinde ya yağmurlu ya karla kaplı kimi zaman bir trafiğin içine kimi zaman boş bir avrupa kasabası sokağına çıkıp, sarılarak yürümemizdi
Hikayemi bir yandan kurgulamaya çalışırken, canlı kamerayı tekrar tekrar düşünüyorum. Mutlaka olmalı. Fakat MBS'deki gibi "big brother" değil, birkaç fonksiyonda kullanmak.
1. si odalarda görünmeyen bölümlerin dışarı yansıtabilmesini sağlamak
-bunu önceden kaydedilmiş görüntülerle harmanlama ve seyircinin gerçeklik algısıyla oynama
2. si tamamen kamerayla çalışılıp üretilecek bölümler yaratmak
3. sü mekanın dışına çıkabilmek
-bu anlamda aklımda iki mekan var.
1. Eyüp abilerin dükkanı (pressci) ordaki doğal yapı hiç bir yerde yok/ dünyadan değilmiş gibi
2. Neverland hostel'in renkli koridorları
böylece "Kara Kitap" -arama- hissiyatına daha fazla yaklaştırabileceğim seyirciyi.
Muhtemelen ÇAK üyeleri bu satırları okurken kaşlarını çatıyorlar, kamera çekti mi çekmedi mi kablo nerden geçiyor, mavi ekran mı çıktı vs vs vs
Ama hikayemi "aramak" teması üzerinden oluşturacaksam eğer bizi mekanın dışına da yolculuğa çıkartabilecek bir kamera bu iki mekanı oldukça fantastik yapacak gibi.
Acaba diyorum "boğazın suları çekildiği zaman" diye bi meşhur bölüm vardır "kara kitap"ta orayı da hamamda mı yapsak, yakın yaw kapının önü : )
