6.02.2010

Seyirci

Mekanda kafamı en çok kurcalayan şey; Seyirci.
Sebepleri şöyle sıralanabilir. Kapıda nasıl bilet kesicez, orda yoğunluk olmaması için nasıl bir sistem üreticez, adam çiş yapacak ne bok yicez, nasıl oturtucaz, o yapacağımız sistemi prova ve dersler için nasıl pratik bir yöntemle kaldırıcaz falan filan.
Öncelikle gösteriye ilişkin olarak seyirciyle çok samimi bi ilişki olsun istiyorum. Daha önce de Engin-ar'da denediğimiz (eğer süpriz olmaz ise) dansçıların-oyuncuların tamamen ortalıkta olduğu- gelenlerle sohbet ettiği, oyun başlamadan ve sonunda da izleyicilerin tuvaleti rahatca kullanabildikleri, kapı önüne yığmadan tamamen herkesin bi tiyatro salonuna değil de bir eve geldiğini hatırlatabilecek, öyle davranabileceğimiz bi atmosfer. Hem böylece pek çok angaryadan da kurtulmuş olucaz.
Platformun elbette ki localı vesayire olamayacağı belli : ) Ama iyi düşünp iyi tasarlamamız gerekiyor. 50'yi geçmeyen, tıka basa doldurmayacağımız, herkesin çok rahat izleyebileceği bi alan yaratmalıyız.
Bu işte üstünde durduğum kelimelerden bi tanesi daha netleşiyor; samimiyet....
Bu anlamda sahnede ne kadar "dansçı" kimliğimizle dursak da, "dansçılığımızı" değil "insan" tarafımızın ağırlığını göstermeliyiz. O zaman eminim ki klasik sahne, sanatçı-seyirci anlayışından biraz daha sıyrılabilecek ve daha birebir bir ilişki kuabilmiş olacağız.
Seyirciyi oyuna dahil etmek üstüne birkaç fikrim var, bunları da biraz daha şekillendikçe yazmalıyım mutlaka.