28.01.2010

Ekip


Bir gösterinin vazgeçilmez kadrosu. Şu anda hala kararını veremediğim aslında bir yandan bu blogun yardımcı olacağını düşündüğüm soru işaretim. Hala hikayesel bir döngüye giremediğimden ve fiziksel özelliklere kafayı taktığımdan ekibi bir türlü belirleyemiyorum. ilk başlarda daha açık bi yapı düşünüyordum. 15 kişinin sadece malzeme üretmek için benim önceden ayarladığım bölümleri çalışarak koreografik malzemelerin çıkmasına yardımcı olmalarını sağlamak ve daha sonra kadroyu daraltmak. Ama süreç dediğin şey öyle bişey ki malzemeyi üreten kişi o malzemesiyle güzel. Ben içinden çıkamam o 15 kişiyi de tutarım diye kendimden çok korkuyorum : )
Şimdi bu açık yapıdan, süreç içinde karar vermeye bıraktım kendimi. Dansçı yada iyi hareket eden herşeyi deneyebileceğim bi erkek arayışındayım bu kesin, aklımda hep 8 kişilik bi görsel var. Işık gösterinin merkezinde, onu da 9 olarak sayıyorum bunu da ayrı ve uzun yazıcam muhtemelen.
Hikayemi su üstüne çıkartmadıkça ekip konusunda da kararsız kalıcam, bunu çözmem gerek.

Kum, pan, ya




Bugüne kadar birçok farklı sistemlerle çalıştım. Eserleri, doğaçlama yoluyla, malzeme üstünden, obje üstünden yada hikaye üstünden yaratanlarla bi şekilde birçok farklı biçimle yolum kesişti diyebilirim. Son bir kaç aydır üstünde çok daha fazla konuşuyoruz biçim ve sahneleme yöntemleriyle. Nasıl bir sahne hayal ediyoruz 2010 senesiyle beraber.
Hep bi şekilde yeni bir eserden sonra daha yeni bi yapı peşine düştük. şimdi düşünüyorum da bizim sanırım dzzzt dzzzt'da tatmin olamadığımız nokta da burasıydı. İki arada bir derede çok da kalın kırmızı çizgileri olmayan karışık bi yapı : )
Bu konuda çok tartışılabilinir belki ama benim gelmek istediğim nokta, sahneyi daha farklı kullanma ihtiyacının (ki kontrol'de bunun örneklerinden, konuşmasak da) giderek daha cazibeli bir hal alması.
Sahnessizlik buna bir etkenmidir? Evet burası kesin ama konu dışı...
En sevdiğim "mekan işi" örneklerini gördüğüm Kum, Pan, Ya beni bu mekan işinde tam da 13 sene sonra tekrar buluyor sanırım. İlk izlediğim site-specific işlerin içimde bıraktığı etkiyi mekanı gösteri alanına çevirmeye hayal ederken çıkış noktalarıma ulaşmaya zorladığımda kum, pan, ya aklıma ilk gelen isim oluyor... Orda gösteriyi izlerken sokaktan gelen doğal seslerin eserle tamamlanan yapısı ve üzerimde bıraktığı etki muhtemelen bu gösteride de bizim mahalle sesleriyle kum, pan, ya'ya selam olacak.

Konudan uzaklaşmadan, mekana girdiğimizden beri sahne işi hayali kuramaz oldum. Mekan kendi kendine insanların gitgide daha fazla zaman geçirmeleriyle ve orda yaşanmaya başlanmasıyla benim için bi açık gösteri alanına dönüştü. Kafamı biraz olsun o atmosferden dışarı çıkartabildiğimde çok gerçek performanslar izleyebilir hale geldim. İkili sohbetlerin akışkanlığı, tartışmalar, iç dökmeler, konserler, doğaçlamalar, eylem hazırlıkları, yukarda yaşayan birileri, komşular, absür insanlar. Bir çalışma alanı kendi kendini sahne haline getirmeye başlamış bi canlı metabolizma olmaya başladı. Benim şimdi o mektabolizmayı ilk defa bu mekanla hiçbir şekilde ilgisi alakası olmayan izleyiciyinin geliceği güne kadar büyütmem, beslemem, hücreler oluştukça da bebek haline getirmem gerekiyor.
Çok eğlenceli bi süreç olacak gibi : )

Çatı ve korku


Ortada hiçbir hikaye yokken sadece malzemeleri düşünüp içimizdeki hissiyatları o malzemelerle hayata geçirmek çok ilginç bi tecrübe. Çatıyı nasıl kullanacağımı hayal ediyorum. Etkilendiğim şey bir kedinin yada bir insanın çatımızda yürürken çıkan sesin istisnasız ilk duyan için yarattığı şaşkınlık. Bzen birileri öyle hızlı yürüyor ki çatımızda her yer inlemeye başlıyor. İzleyicinin hiçbirşeyden haberi yokken 3-4 dansçının çatı üzerinde yapacağı ses koreografisinin mikrofonlar eşliğinde ne kadar da etkili bi sahne olacağını hayal ediyorum. Böyle inceden reverblü olarak. Ama henüz elimde hiçbirşey olmadığı için bu etkili "doğal" malzeme şu anda hiçbirşey ifade etmiyor. Ama kenara yazıyorum, kesin böyle bi sahne olsun istiyorum...
Sanırım burdaki kelimem; Korku ve endişe........

27.01.2010

Ses kayıt cihazları ve kavga




Sevdiğim bi kısa film vardı. İki çift çok şiddetli bi kavgadalar. Bağrış çağrış, cam çerçeve. Bir iki dakka sonra farkettim ki sesde bi kayma var, yani adam "yeter ulan" diye bağrıyor ama ses belki 2-3 sn sonra çıkyor, bi süre böyle devam ederken ses ve dudaklar iyice kaymaya başladı ve kimin ne bağırdığı görsel ve işitsel olarak karıştı. Finalde adamın bağırdıklarını kadının dudağından ve kadının bağırdıklarını da adamın dudaklarından duymaya başladık. Bir nevi aynı şeyı bağırıyor ve aslında hiç birşey demiyorlardı. Sussalar ve konuşsalar çok daha mantıklıydı : )
Böyle bir durumu sahneye adapte etsem ve ses kayıt cihazlarıyla çalışsam, tamamen analog olarak nasıl biryere gidebilirdi.
Ses kayıt cihazı bu gösteride bir "lost highway" havası verecektir. Daha önce sahne üstü kullanımlarını elbette gördüm ve tanıdık bi malzeme, ama biz yukarda anlattığım hissiyatla beraber bunu deneyerek sürekli provada bulundurarak nasıl bir yere taşıyabiliriz. Not alıyorum; Ses kayıt cihazı ve kavga sahnesi

Zaman




Kendi yaptığım işlerdeki zaman olgusunu düşünüyorum bu gece.....


Bir yandan neredeyse her işimde var olan zaman olgusunu düşünürken bir yandan
da peki bu işte ben "zaman"ın neresinde duruyorum yada bu işin "zaman" ı ne diye düşünüyorum.
Biraz not aldım....

- 6-7 eylül adlı ilk işimde zamanı 3 tekerlekli bisiklet ile sağşamışım; süreç hala devam ediyor manasında

-MBS'de Yaya'yı her ne kadar tüm ölenlerin anası diye adlandırsak da biraz kurcalarsak görebiliriz ki o da bi zaman olgusunu beraberinde taşıyor; ölümler hala devam ediyor ve biz bu sürece dahil olmuyoruz- reddediyoruz manasında

- dzzzt dzzzt'da tartışmasız olarak Gökçe

peki bu işte zaman nedir? niye böyle bi kendi içinde tekrar eden bi yapı kullanıyorum? Çamaşır makinası sürekli devam edicek derken bunun altında aradığım ne? Kendi hayatımda nasıl bir ana, zamana denk geliyor? mekandaki işe örnek verirken sürekli bi yemek yapılacak diyorum. Gösteri devam ederken aynı anda baştan sona devam eden bu imgesel arayış neden? Bunu hep beraber görücez sanırım...

25.01.2010

Hüzün










Hüznü anlatabilmek. Bu aralar bunu düşünüyorum. O hep var olan hüznü. Dünyada herşey varolsa da hep içte sessizce duran hüznü. Bir gidenin ardından hala hüzünlenebilmeyi. Dosta, sevgiliye, kediye, dokunmadığın anneye, artık dokunamayacağın ölene, kaldırımda düşürülene...


Hüznün imgelerini keşfedip "nedenlerine" inmek ve temelindeki "insana" dokunabilmek.
İnsan umutlarıyla ve hayalleriyle var olur...
Burdan yola çıkılabilinir mi?

Başlarken...













Bugün günlerden pazartesi, beni heyecanlandıran noktaları yanyana koyup aralarını bağlamak istiyorum. Beni bu işte ne heyecanlandırıyor? Bu sorunun
cevabını arıyorum. Evet, mekanın fiziksel yapısı kesinlikle önemli bi etken burda, çünkü hem gösteri alanına dönüştürülebilir hem aynı zamanda bir ev ortamında herşey, duşu var, mutfağı var, yatak odası var, seyirci mekanı dışında 5 metrelik boş bir alan ve döner bi merdiven var, sokaktan gelen ses ve çatımız da çok uygun.
Bu mekandan bir hikaye yaratabilmek gerekiyor şimdi.