Hüznü anlatabilmek. Bu aralar bunu düşünüyorum. O hep var olan hüznü. Dünyada herşey varolsa da hep içte sessizce duran hüznü. Bir gidenin ardından hala hüzünlenebilmeyi. Dosta, sevgiliye, kediye, dokunmadığın anneye, artık dokunamayacağın ölene, kaldırımda düşürülene...
Hüznün imgelerini keşfedip "nedenlerine" inmek ve temelindeki "insana" dokunabilmek.
İnsan umutlarıyla ve hayalleriyle var olur...
Burdan yola çıkılabilinir mi?
